Hoşçakal Bayan Reksona Kadil

Sevim Burak anısına eski bir veda yazısı… (Hoşçakal Bayan Reksona Kadil”, N. Güngörmüş, Picus, İstanbul, 2004.)

Ford Mach 1 ’in elyazmalarını karman çorman dosyalarından çıkarıp ilk okumaya başladığımda, önümden akan Rolls Royce’ların, Chevrolet’lerin, MAN’ların, ALLAH KORUSUN’ların arasında, bir de narin vücuduyla Bayan Reksona Kadil dikkati çekiyordu. “Ömrü boyunca nazik ayağının tabanını yere basmamış olan”, o çok iyi bildiğimiz Bayan Reksona Kadil, yıllardır içinde saklandığı su damlasından çıkmış, Divan Pastanesi’nde caddeye bakan bir masaya geçip oturmuştu. Oturduğu yerden “ayağını öptürmek istiyor parmağının ucunu bile göstermeden masanın altından mini eteğinin pililerini sallıyor”, Ford Mach I’i çağırıyordu. Ford Mach I’in “gereğinden çok her kilometre başında rastladığı Bayan REKSONA KADİL”(1)… Metinle ilk karşılaşmada beni en çok güldüren ve en çok gözlerimi kamaştıran imgelerden biriydi.

Ford Mach I ’in dünyasında ilerledikçe bütün yolların dönüp dolaşıp hep aynı yere, Divan Pastanesi’ne çıktığını gördüm. Günün birinde gelip bu pastanede oturmuş olan bir kadına çıkıyordu bütün yollar.

Sevim Burak kendi yazarlığı hakkında kaleme aldığı nadir yazılardan birinde(2), ilk cümlenin, hikâyesinin alınyazısı olduğunu söyler. Buna “Yanık Saraylar” hikâyesinden örnek gösterir. “İlk tümce, kendikendine, gelir. Her zaman, her yöne çekilen bir anlam taşır. ‘Demir kapıdan girdiler’. Yazmaya oradan başlarım, bir daha da unutmam, nasıl başladığımı, çünkü, bütün çabam, sonuna kadar devirmemektir o tümceyi. İlk tümce, hikâyemin alınyazısıdır. ‘Demir kapıdan girdiler’ tümcesi, bana hayatın o saçma dengesinin karşılığı gibi gelir.”

Bana kalırsa Ford Mach 1 ’in alınyazısını çizen cümle “Kadın Divan’a girdi” cümlesiydi. Romanın yapısı gereği başında yer almasa da Bağdat Caddesi’nden her geçişte sessizce tekrarlanan cümleydi o. Ford Mach I ’in hem çıkış hem varış noktasıydı.

Sevim Burak Ford Mach I ’in bir aşk hikâyesinden doğduğunu söylüyor. Bir otomobile duyulan, Sevim Burak’a yakışır, matrak bir aşk. Ondaki yaratıcı gücü olduğu kadar, yıkıcı gücü de açığa çıkaran bir aşk. Divan Pastanesi’nde oturup günlerce bu canavarı andıran tuhaf otomobili seyrettiğini anlatıyor. Sonra yavaş yavaş Ford Mach I’e dönüşüyor Sevim Burak ve ondan koparıp aldığı öfkesiyle Divan’dan çıkıp, yıkmak, kırmak, parçalamak için Cadde’ye atılıyor. Böylece bütün Sevim Burak metinlerinde olduğu gibi (ama burada hepsinden daha çok) kişilerin aslında oldukları kişi olmadıkları, bir kendileri bir öteki oldukları, sonra hem kendileri hem öteki oldukları ve giderek hepsinin belki de aynı kişi oldukları, kalabalık bir kılık değiştirme/hüviyet değiştirme oyunu başlıyor. Herkes birbirine dönüşerek Cadde’de dönüp duruyor.

Ben bu nerde başlayıp nerde bittiği gittikçe belirsizleşen kıran kırana dönüşte, hep beraber çapkın ve şakacı Bayan Reksona Kadil’in etrafında döndüğümüzü hayal ediyordum. Herkes birbirinin hüviyetine bürünürken, o değişmeden kalandı, kendisi olarak kalandı. Öfkenin, yıkımın, acının ağırlığını, “bakışıyla” bir tüy’müş gibi, hiç’miş, YOK’muş gibi hafifletendi. Bağışlayandı. Bir anlamda yazarın “ölümsü kokan yollara” atılırken Divan Pastanesi’ndeki masasında ardında bıraktığı, içinden mizah taşan kendi ikonuydu.

Romanın parçalarını bir araya getirirken,  “Kadın Divan’a girdi” cümlesini devirmeden taşıyabilmek için gözümü dikip baktığım sabit noktaydı Bayan Reksona Kadil.

Sevim Burak’ın diğer bütün metinleri gibi Ford Mach I de dönüp tekrar tekrar okunacak bir metin. Ford Mach I ’in yayımlanmasıyla benim için çok uzun bir ilk okuma sona ermiş oldu. Yeni bir okumaya başlamadan önce bütün bu yolculukta bana kılavuzluk eden Bayan Reksona Kadil’le vedalaşmak isterim.

Hoşçakal Bayan Reksona Kadil, senin etrafında dönmek çok güzeldi. Her geçişte sana dokunacak kadar yaklaşmak büyük bir heyecan ve büyük bir zevkti benim için.

  1. Sevim Burak, Ford Mach I, sf. 109, elyazmalarından yayına hazırlayan Nilüfer Güngörmüş,  YKY, İstanbul, 2003.
  2. Sevim Burak, “Hikâye ya da İmge ya da Tansık”, Yeni Dergi,  sayı 19, sf. 303, Nisan 1966.

Yorum bırakın